Her türlü güncel sorunu ince bir alayla, iğneleyici, yerici ve taşlayıcı bir tutumla ele alıp toplum eleştirisine yönelten tiyatro sayfası.
Kentin kıyısında, yıllanmış bir liman vardı; o limanın içinde de ne yeni ne de çok eski sayılabilecek bir balıkçı barınağı. Biz o limana daha çocuk yaşta, fırtınaya bile sevdayla baktığımız günlerde demir atmıştık. Orada büyüdük. Eğildik, büküldük, tuzlu rüzgârlarda sertleştik. Tan atımının keskin soğuğunda iskelede nöbetler tuttuk. Günlerimizi evimizden çok orada geçirir olmuştuk. Zamanla anladık ki artık evimiz orası olmuştu. Başlarda tekneleri temizler, ağları toplar, özenle yerlerine yerleştirirdik. Kimi gün misafirlere çay servisi yapar, kimi gün bulaşık yıkar, yerleri süpürür; kimi gün de kulübenin tamirat ve tadilatıyla uğraşırdık. Zamanla balıkçıların yanında denize açıldık, denizin baskın dalgalarında piştik. Emeğin kıymetini, işin adabını, usulünü orada öğrendik. Derken bir sabah, biz de kendi teknelerimizle balığa çıkar olduk...
Avni, kentin göbeğindeki AVM’nin bodrum katında son hazırlıklarını yapıyordu. Yılbaşı yaklaşmış, şirket onu bu defa Noel baba olarak hediye dükkanına göndermişti. Kendisi, kof bedeniyle Noel baba kılığına girecek son kişiydi. Kendini kat kat iri gösterecek, çift taraflı, içi yün dolu minderi kafasından geçirip üzerine kostümü giydikten sonra kemerini bağladı. Sakalını ve şapkasını da taktıktan sonra içinde mağazanın verdiği küçük hediye paketleri dolu kırmızı bez torbayı da sırtına atıp AVM’nin giriş katındaki hediye standının önüne çıktı. Parasını böyle kazanıyordu, onun işi animatörlüktü ama içinde hep bir komedyen olma hayali yatıyordu. Kapıdan giren her çocuğa torbasından bir hediye uzatmaya başladı...
1964’ün soğuk bir Şubat sabahıydı. Konya’nın ara ve köhne bir mahallesinde kış kıyametini tüm sertliğiyle sürdürüyor; şiddetli rüzgâr, mahallede çatıları yerinden oynatırken pembeye çalan gökyüzünden, havayı yumuşatması umulan kar bekleniyordu. Daracık evlerinin tek büyük odasında, kızı sobanın başında sessizce oturmuş ödevini yaparken anne, camın kenarındaki kanepeden dışarıyı seyrediyor; aklında dört yıl öncesinin film şeridiyle boğuşuyordu. Kurulu bir düzenin içinde, içten içe huzursuz bir aile tablosu ve aklı sevdiği kadında kalmış, zorla evlendirilmiş bir adamla çekilen altı yılın acı hatırası vardı. Bugün, o geçmişin yüküyle sıkışmış iki ruh, bu köhne mahallede yaşam savaşı veriyordu...
Küçük şehrin ara mahallelerinden Karamanlı, sokakları geniş, yolları çocuklara oyun alanıydı. Gün boyunca top sesleri sokaklarda yankılanır, mahalleler arası maçlar yapılırdı. Tebeşirle seksek çizilir, ip atlanır; akşam serinliğinde bisiklete binilir, saklambaç oynanırdı. Mahalle yaşamı kendi ritmiyle akar, hiç durmazdı. Herkes birbirini tanır, yerin birden çok kulağı vardır. Dedikodular hızla yayılır, bir gülüş, bir hüzün, bir bağırış bir çağırış tüm mahalleyi hızla dolaşırdı. Mahallenin kalbinde, herkesin ortak uğrak yeri bir bakkal, bir fırın ve 1989’dan beri mahallede her çocuğa eğitim vermiş bir de ilkokul vardı. Mahallenin tam ortasından ise huysuz mu huysuz kocakarının sahibi olduğu Sümbülteber adında bir aile apartmanı yükseliyordu...
Siz de yazdığınız yazılarınızı E-posta adresimizden bize ulaştırın, sayfamızda size de yer verelim.
Bu internet sitesinde yer alan tüm yazılar, görseller ve içerikler; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır.
Söz konusu eserlerin, yazılı izin alınmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, yayımlanması, dağıtılması, başka mecralarda kullanılması veya işlenmesi yasaktır.
Tüm hakları saklıdır.
© 2025 İsmail Kaluman / Kalumanist