-
Eski zamanların, aile ruhunu avuçlarında tutan mahallelerinden birinde, çakı delikanlı bir genç yaşarmış. Adı Tahir. Terzi Ekrem’in çırağıymış; mahallenin esnafı, konusu komşusu, yaşlısı genci ona hayran, kendisi de bir o kadar kendini sevdiren, üzerinde şeytan tüyü taşıyan bir kişiliğe sahipmiş.
Fakat Tahir’in tek sıkıntısı, her laf arasında ettiği ardı arkası olmayan büyük sözlermiş. Yeni yılın şubatında, havalar fırtınadan geçilmiyor. Nazar mıdır, çok çalışmaktan mı bilinmez; Tahir bir gün yataklara düşmüş. Anası başından ayrılmaz, sürekli sirkeli sular mı değişmez, nane limonlar mı kaynatmaz, bahçeden kestiği tavuğun suyundan çorbalar mı yapmaz... Ama yok, ne yapsa fayda etmez. Bu oğlandaki başka bir şeymiş.
Tahir’i sık sık sıtma tutarmış. Sayısız kez ateşlenir, bir tutuldu mu ayağa zor kalkar, günlerce yataktan çıkamazmış. Gerçi bu hâl zamanla onun için sıradanlaşmış. Çoğu zaman dipçik gibi dolaşır işte böyle arada da hastalık yine nüksedermiş.
Bir gün Tahir ile anası, somyada oturmuş konuşurken Tahir, anasına:
-Hele şu illet bi geçsin de bir çift goyun kesecem.
Demiş, anası hemen karşılık vermiş:
-Amang oğlum, dur hele! Onca malı alacag parayı nerdeng bulacang da keseceng? Etme öyle böyük laflar...
Demiş, Tahir gülmüş:
-Gız kesecem kesmesinge de bu zıkkımın geçeceğ ne malum? Belkim altmışımda, yetmişimde azmaz da geçerse o vakıt keserim işte.
Demiş, birlikte gülüşmüşler.
O günden sonra Tahir, bu lafı her sıkıştığında kullanır olmuş.
İşler birikir: "Şu iş bir bitsin de şu kadar kurban keseceğim."
Hastalık kapıya dayanır: "Hele bir iyileşeyim de yolun başına bir çeşme yaptıracağım."
Diye sözler atar, ‘’Nasıl olacak o iş? Hangi parayla yapacaksın?’’ diye soranlara da cevabı hep:
-Şimdi olmazsa seneye, seneye olmazsa altmışımda yetmişimde, şu işler bir bitsin de Allah bir kolaylık sağlar zahar.
Olurmuş. Aylar, yıllar geçmiş. Bizim Tahir oğlan, artık Tahir Amca olmuş. Günlerden bir gün, kahvenin bahçesinde otururken, mahallenin yeni yetme gençlerinden biri Tahir amcanın yanına bir tabure çekip oturmuş.
Tahir amcaya dönmüş, sormuş:
-Tahir emmi, sen, bizim gucüklüğümüzde her işin ya başıngda ya da sonungda mutlag bir söz verir, adag adardın hatırlang mı? Bak, mahalledeki herkeş senin adaglardan pay bekliyo. Ee geldin o adagları gerçekleştireceğm dediğing yaşlara, hani nerde gurbanlar, çeşmeler, şimdi neyi bekliyong?
Kahvedekiler birden Tahir’in masasına dönüp gülüşmüşler. Genç oğlana hak verircesine başlarını sallayıp onaylayarak cevap beklemişler.
Tahir başını hafifçe kaldırıp, gözlerinin içi gülerek:
-Yeğenim... Şunca insan el açmış, belkim faydası dokunur diyerekteng bir garip avucuma bakarsıngız. Bu zamana gadar oğadar çok adag adadım ki... Ben şindik mezbahane de gursam, baraj da yaptırsam illa gene bi yere borçlu galacam... Gayrı ben borcumu öteki tarafta Allah’a öderim.
Deyip gülümseyerek devam etmiş:
-Emma, madem buğadar insan bendeng bi şeyler bekliyonguz, aha burda yeming olsun ki işsiz galsam da havanda su döver, gene sizi vaatsiz bıragmam.
Deyip gülmüş.
Kahve alkış kıyamet olmuş. Herkes bir ağızdan "Helal be Tahir Amca!" Deyip gülüşmüşler.
Tahir, çayından bir yudum alıp, gözlerini ileri dikmiş.
-Şu işler bir bitsin de...
kalumanist
Bu internet sitesinde yer alan tüm yazılar, görseller ve içerikler; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır.
Söz konusu eserlerin, yazılı izin alınmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, yayımlanması, dağıtılması, başka mecralarda kullanılması veya işlenmesi yasaktır.
Tüm hakları saklıdır.
© 2025 İsmail Kaluman / Kalumanist