(Adem ve Yakup kuyunun başına gelir ve konuşmaya başlar.)
-
ADEM - Evet abi, niye getirdin bizi buraya?
YAKUP - Bak şimdi Ademciğim, senin bu sevdan fazla uzamaya başladı! Onun bi önünü kes, onu bi durdur, biç, buda!
ADEM - Yine mi aynı konu abi, tamam kapattık işte onu geçen.
YAKUP - Yok kapatmadık, ben seni geçiştirdim orda sus diye, fazla gereksiz savunmandan dolayı. Şimdi burada tekrar açıyorum konuyu, çünkü burda açılması daha mantıklı.
(Adem yükselir.)
ADEM - Tamam abi, ee yani ne diyeceksin şimdi, aynı konuları konuşacağız burada da geçiştirip haz mı duyacaksın yani ne?
YAKUP - O desibelini bi indir, dinle. Şimdi bak bunun dibini görüyor musun?
(Adem kuyudan aşağı bakar)
ADEM - Evet.
YAKUP - Hah, oraya seni atarım bak burda ensenden tutup. Ne lan buna sevdan senin?
ADEM - Napıyosun abi bırak yakamı, sen beni dinlemiyosun bak!
YAKUP - Ulan ben seni dinliyorum. Kafamın tasını attırma ben seni dinliyorum, ben senin bu saçma kuyuya olan sevdanı anlayamıyorum, sen kafayı mı kırdın lan?! Burdan su mu geldiği yok artık kardeşim, kurudu, bunun dibi kurudu! Doğa buraya olan sponsorluğunu kesti ya! Dibinde milattan bir avuç su kaldı onu da geçen sene hamam böcekleri içinde keselenirken çektik.
ADEM - Benim derdimin su olmadığını biliyosun abi!
YAKUP - Benim ki o ama kardeşim, hani burada artık piknik ve hafta sonu ziyareti harici bir iş yapacağız ya, burayı bi düzene sokmak lazım.
ADEM - Buraya dokunmadan da halledebiliriz abi senin dediğini!
YAKUP - Bu kuyu kapanacak kardeşim. Buraya su deposu gelecek yanında da ambar ve ahır olacak.
ADEM - Abi buranın benim için ne kadar önemli olduğunu biliyosun Yakup!
YAKUP - Ne lan önemi ne? Çocukluğundan beri buralarda beraber oyun oynadığın, yok bilmem kaç yıl önce burda evlilik teklifi ettiğin Şale’nin leylak desenli bandanasıyla, babaannesinin hediyesi Servet-i Fünun döneminden kalma yüzüğü aşağı düştü diye otuz yıldır burayı elletmiyosun kimseye! Babam ölürken sana ithafen kendi ecdadına söverek öldü lan.
ADEM - Onların Şale için de benim için de ne kadar önemli olduğunu biliyosun abi! O kız benden onları kuyunun içinden alamadığım için ayrıldı farkındaysan, aah ah ne hayallerimiz vardı. Ayrıca babam o konuya değil benim habersiz arabayı satmama sövdü.
YAKUP - Yok ondan başka da sövdü, o da ayrı konu da, tam o son nefesini vermeden önce bi laf etti, bizim suratsızı da kuyusuyla evlendirin ecdadından başladığımın izzeti ikramını falan diye devam etti orda zaten nefesi bitti. Neyse şimdi onu bırak, bir kere sen ne elmalar yiyordun da orada o eşyalar kuyuya düştü kardeşim, ikincisi madem bu kadar önemli niye inip almadın lan sen de o dümenden eşyaları ordan?
ADEM - Abi Şale’nin eşyalarına dümenden deme bu bir! İkincisi biliyosun ki bu kuyuya inen bir daha çıkamaz diye bir söylenti var yıllardır köyümüzde.
YAKUP - Ya bırak halk hikayelerini, bu kuyunun çapı ne kadar olabilir yani yıllardır su çekiyoruz burdan.
ADEM - O zaman eşyaları neden alamadık abi?
YAKUP - Senin salak salak triplerin yüzünden kardeşim, gayet basit. Her şeyden bi edebiyat, bi felsefe çıkarmanızdan, her şeye duygusal romantik yaklaşma hevesinizden dolayı. Yıllardır bu gibi şeyler yüzüne böyle dandik dandik yeni hikayeler oluşturdunuz, budur. Ayrıca Şale seni sevmedi kardeşim, eşya bahane. Kimin Servet-i Fünun döneminden kalma manalı yüzüğü var lan! Halit Ziya Uşaklıgil mi vermiş bunu bunun nenesine, bu ne saçma bir yalandır yaa?! Bandana desen perşembe pazarından alınma, Terzi Ekrem üç liraya dikiyor onu. Yani kardeşim sen sıkı bir Kafka özentisi olarak yıllardır kendi içsel bunalımından bir hikâye oluşturmaya çalıştın, köylüyü de buna alet ettin ama olmadı. Kız kendi hayatını kurdu, çocukları var, biri evlenecek. Hadi her şeyi geçtim evlendiği adam, sana duyar dolu şartlarıyla tekmeyi vurduktan sonra koşarak kollarına gittiği adam! Sen böyle Mecnun gibi gez, ama o çöl sana mezar olacak! Yarın da bu kuyu kapanacak.
(Yakup sinirle sahneden çıkar. Adem, Yakup’un arkasından bakıp gittiğinden emin olduktan sonra kuyunun içerisinde, taşın arasından bandana ve yüzüğü çıkarıp kuyunun kenarına oturur.)
ADEM - O kadar haklısın ki Yakup, sana katılmak yüreğimi kat kat dağlayacağı için yanaşamıyorum gerçeklere. En azından bu kuyu yalan da olsa bi sebep oluyor göğsümdeki kilide.
(Adem, elindeki eşyalara bakar, kuyuya bakar, eşyaları kuyunun içine atıp başı önde yavaş adımlarla sahneden çıkar.)
kalumanist
Bu internet sitesinde yer alan tüm yazılar, görseller ve içerikler; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır.
Söz konusu eserlerin, yazılı izin alınmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, yayımlanması, dağıtılması, başka mecralarda kullanılması veya işlenmesi yasaktır.
Tüm hakları saklıdır.
© 2025 İsmail Kaluman / Kalumanist